Bir Kat Malikinin Tekrarlayan Şikayetlerinin Hukuki Sınırları
Apartman ve site yaşamında kat malikleri arasında uyuşmazlıkların ortaya çıkması olağan bir durumdur. Ortak alan kullanımı, aidat ödemeleri, yönetim kararları, park alanı paylaşımı veya günlük yaşamdan kaynaklanan anlaşmazlıklar zaman zaman hukuki boyuta taşınabilmektedir. Ancak bazı durumlarda bir kat maliki, yaşanan ihtilafı çözmek yerine sistematik biçimde farklı mercilere başvurarak diğer malik ya da yönetim hakkında sürekli şikâyet mekanizmasını işletmektedir. Bu başvurular belediyeye, savcılığa, idari kurumlara veya kolluk kuvvetlerine tekrar tekrar yapılabilmektedir.
Burada temel hukuki soru şudur: Şikâyet hakkı sınırsız mıdır, yoksa belirli bir noktada hakkın kötüye kullanılması söz konusu olabilir mi? Bu uyuşmazlık Türk Medeni Kanunu, Kat Mülkiyeti Kanunu ve genel hukuk ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Şikâyet Hakkı ve Hukuki Sınırları
Türk Medeni Kanunu m.2/I uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadır. Şikâyet hakkı da bir hak kullanım biçimi olduğundan bu hükme tabidir. Bir malik ortak alan kullanımına ilişkin hukuka aykırılık iddiasını yetkili mercilere taşıyabilir. Ancak aynı konu hakkında inceleme yapılmış, sonuç alınmış ve hukuki bir aykırılık tespit edilmemiş olmasına rağmen aynı iddianın tekrar tekrar farklı mercilere taşınması hukuki koruma sınırını aşabilir.
Aynı zamanda Türk Medeni Kanunu m.2/II açıkça hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumadığını düzenlemektedir. Şikâyet hakkı karşı tarafı yıldırmak, sürekli soruşturma ve inceleme sürecine sokarak baskı oluşturmak veya hukuki çözümden ziyade rahatsızlık verme amacıyla kullanılıyorsa bu durumda hakkın kötüye kullanılması gündeme gelebilir. Ancak bu değerlendirme her somut olayın koşullarına göre yapılmalı ve ispat unsurları birlikte incelenmelidir.
Hak Arama Yolları
Sistematik şikâyete maruz kalan kat maliki hukuki koruma mekanizmalarına başvurabilir. Öncelikle şikâyetlerin dayanaksız olduğu ve huzur bozucu nitelik taşıdığı hususu yazılı bir ihtar ile karşı tarafa bildirilebilir. Bu ihtar ileride açılabilecek davalarda delil niteliği taşıyacaktır.
Mağdur malik sürece ilişkin tüm belgeleri düzenli biçimde saklamalıdır. Gelen resmi tebligatlar, şikâyet dilekçeleri, kurum yazışmaları, savcılık veya belediye cevapları ile yönetim kayıtları sistematik olarak muhafaza edilmelidir. Çünkü hakkın kötüye kullanıldığını ileri süren taraf, iddiasını ispatla yükümlüdür.
Türk Medeni Kanunu m.2 dayanak gösterilerek Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde sistematik şikâyetlerin kötüye kullanım olduğunun tespiti ve bu davranışların durdurulması talep edilebilir. Mahkeme somut olayın özelliklerini değerlendirerek karar verecektir. Ayrıca şikâyetlerin itibar zedeleyici, gerçeğe aykırı isnatlar içeren veya sürekli ve kasıtlı şekilde yapılan bir niteliğe ulaşması halinde manevi tazminat talebi de gündeme gelebilir. Bu durumda zarar ile davranış arasında illiyet bağının ortaya konulması gerekir.
Yönetimin Bu Süreçte Rolü ve Sorumluluğu
Kat Mülkiyeti Kanunu m.35 uyarınca yönetici apartmanın yönetimini sağlamak, ortak yerlerin korunmasını temin etmek ve kat malikleri arasındaki düzeni sürdürmekle yükümlüdür. Bu kapsamda yönetim, sistematik şikâyetlerin apartman içi uyuşmazlığa dönüşmesini önlemek adına tarafsız bir konumda hareket etmeli ve ihtilafların büyümesini engelleyici tedbirler almalıdır.
Şikâyetler apartman huzurunu bozacak düzeyde tekrarlanıyorsa yönetim konuyu kat malikleri kurulunun gündemine taşıyabilir ve gerektiğinde taraflar arasında çözüm odaklı bir iletişim zemini oluşturabilir. Ancak yönetim bireysel anlaşmazlıklarda taraf haline gelmemeli; karar ve uygulamalarını yönetim planı ile kanun hükümleri çerçevesinde, objektif ve eşitlik ilkesine uygun şekilde tesis etmelidir.
Yargıtay’ın Yaklaşımı
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin E.1990/6069, K.1991/1544 sayılı kararında dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması ilkesi şu şekilde ifade edilmiştir:
“Bir hakkın kullanımının objektif iyiniyet kurallarına göre değerlendirilmesi gerekir; eğer hak sahibinin davranışı başkalarına zarar verme sonucunu doğuracak şekilde amacı aşarsa, bu davranış hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilmelidir.”
Bu içtihat, sistematik şikâyet davranışı bakımından doğrudan uygulanabilir niteliktedir. Şikâyet hakkının kullanılması hukuken mümkündür; ancak bu kullanım objektif iyi niyet kuralları çerçevesinde ve amacına uygun olmalıdır. Tekrarlayıcı şekilde, sonuç alınmasına rağmen devam eden ve karşı taraf üzerinde baskı oluşturan başvurular söz konusu olduğunda, hak koruma sınırının aşılıp aşılmadığı mahkeme tarafından somut olay temelinde değerlendirilecektir.
Şikâyet Hakkı ile Taciz Arasındaki Ayrım
Bir kat maliki hukuki ihlal iddiasını şikâyet konusu yapabilir. Ancak aynı kişi hakkında sürekli ve tekrarlı başvurular yapılması, sonuç alınmasına rağmen yeni dosyalar açılması, delilsiz iddiaların sistematik biçimde ileri sürülmesi ve şikâyetin hukuki çözümden ziyade baskı amacı taşıması halinde sınır aşımı söz konusu olabilir. Burada belirleyici olan husus şudur: Şikâyet hukuki bir araçtır; taciz ise hukuki araç görüntüsü altında kişisel baskı mekanizmasına dönüşen davranıştır. Somut olayın şartları ve deliller bu ayrımı belirleyecektir.
Sonuç Olarak;
Bir kat malikinin sistematik biçimde diğer maliklere karşı şikâyet mekanizmasını kullanması hukuken otomatik olarak yasak değildir. Şikâyet hakkı bireyin hukuki koruma araçlarından biridir ve prensip olarak korunmaktadır. Ancak bu hak sınırsız değildir ve Türk Medeni Kanunu m.2’de düzenlenen dürüstlük kuralı ile sınırlandırılmıştır.
Şikâyet hakkının tekrarlayıcı biçimde, sonuç alınmasına rağmen devam eden şekilde, somut ve objektif dayanak olmaksızın ve karşı taraf üzerinde baskı veya huzursuzluk yaratma amacıyla kullanılması halinde hakkın kötüye kullanılması gündeme gelebilir. Bu durumda mahkemeler şikâyetlerin niteliğini, tekrarlılık düzeyini, dayanaklarını ve doğurduğu sonuçları bütüncül şekilde değerlendirir.
Mağdur malik açısından en önemli unsur belgelemektir. Sürece ilişkin tüm yazışmalar saklanmalı, hukuki zeminde ihtar süreci işletilmeli ve gerektiğinde Sulh Hukuk Mahkemesi önünde tespit veya önleme davası açılmalıdır.
Kanaatimizce şikâyet hakkı hukuki bir araçtır; ancak bu araç kişisel husumetin veya apartman içi güç mücadelesinin aracı haline geldiğinde hukuk düzeni tarafından korunmaz. Temel belirleyici unsur, şikâyetin gerçekten bir hukuki ihlalin giderilmesine yönelik olup olmadığıdır. Eğer davranış süreklilik kazanmış, objektif dayanağı zayıf ve karşı tarafı yıldırmaya yönelik bir karaktere bürünmüşse TMK m.2 kapsamında müdahale mümkündür. Uygulamada başarı, güçlü belge takibi ve sürecin hukuki zeminde yönetilmesi ile sağlanır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayların değerlendirilmesi her dosyanın özel şartlarına göre değişiklik göstermektedir. Hak kaybı yaşanmaması ve sürecin doğru yönetilebilmesi adına profesyonel hukuki destek alınması önem arz etmektedir.
Av. Nihal Sarpyalçın